Bir arkadaşımın blogunda yazdığı ve hepimizi az çok ilgilendiren bir anısı:
Çarşıya gitmek için otobüse bindim, benden bi durak sonra bir yaşlı kadın ve yaynında zihinsel engelli bir çocuk bindi. Kadın oldukça yaşlı ve sanırım (sanırım değil tabii öyleydi) eğitimsiz, yani cahil dediğimiz türden. Hayır bu o kadın için ilk başta düşündüğümdü.
Kadın 13 yaşlarında ki erkek çocuğu kucağına oturttu, çocuk sürekli açıktım diyor ve portakal istediğini söylüyordu. Hareketliydi de. Yanınlarına oturdukları adam (aslında adam değil kalas, eşek, pislik, insan görünümünde yaratılmış mahlukat, ya daha nasıl hakaret ederim bilmiyorum ki çok öfkelendim) bir süre sonra' çocum yapma, otur, yapma, rahat dur biraz (salak herif rahat dur demek nedemek, istediğin kadar rahat ol demek, tıssssss) ne yapıyorsun sen' şeklin de yarım cümle niteliği taşıyan sözcükler kullanıyor. Yaşlı kadında çocuğa bunun üzerine sürekli vuruyor. Vurmasına ilk başta yazdığım cahilliğin sebep olduğunu düşündüm, ama asıl sebep cahilliği değildi, bunca zamandır bu çocuğu eğitmeye çalışırken maruz kaldığı toplum baskısıydı. Suç böyle bir çocuk sahibi olmak değil, suç bu konuda, kendisinin başına böyle bir şeyin asla gelmeyeceğine inan gereksiz insan müsfetterinin baskısı, anlama kıtlığı, şerefsizlikleri. Neyse, sus, oturdan sonra, MAHLUKAT çocuğu boşalmış koltuklara sürekli yöneltmeye çalıştı. Bak şurası boşladı git oraya otur, bak geç kaldın oturdular, of'lamalar püf'lemeler. Tam arkamı dönüp Mahlukata dalacaktım kii, karşı tarafda oturan bir adamın(adam gibi bir adamın) yanı boşaldı ve çocuğu yanına çağırdı. Yaşlı kadın çok gönülsüz bir şekilde çocuğu oraya oturtdu. Çocuk yanına oturduğu adamın poşetiyle oynamaya başladı an yaşlı kadından bir darbe daha geldi. Trajikomik bir olay, utanarak söylemeliyim güldüm. Neyse adam kadına dönüp niye vuruyorsun ki, bırak oynasın, bu benim poşetim, ben izin veriyorum' dedi. Kadın vurmayı bıraktı, daha sonra devam etmek üzere
Neyse çocuk hala portakal (potoko, potoko, potoko) diye sayıklıyordu. Başka bir kadın yolcu da, gittiği kadın günlerinden yanına verilen boğaçalardan birini verdi çocuğa. Fakat, çocuk yemeğe başladığı boğçayı beğenmemiş olacak ki, ağızından çıkartmaya başladı. Ben yerler kirlencek diye beklerken (bu arada kadın vurmaya tekrar başladı) yanında oturduğu Adam (ki bundan sonra benim gözümde YÜCE KİŞİLİK oldu) çocuğun ağızından çıkardıklarını eline aldı ve bir peçeteye sardı. Kadın vurmaya devam ediyor, adamda tekrar kızdı vurma, beğenmedi çıkarttı diye. Adama hayran kaldım. Süper di ya. Bıyıklı, kel, esmer, orta yaşlı, babacam ADAM. Otobüsten inerken, adama dönüp tek diye bildiğim 'öğretmenim, müdahale etmek için geç kaldım, ama umarım tüm öğrencilerimi sizin gibi hoşgörü yetiştirebilirim,iyi günler' Müdahale edipte O MAHLUKA'tı utandırmadım diye utandım ve hala utanıyorum.
Biraz önce, bu konuda benden daha deneyimli olan Efe ile konuştuk. Acaba bu böyle çocukların ailelerini nasıl eğitmek gerek diye, ama telefonu kapattıktan sonra düşündümde, sorun aileleride eğitmekt değil, sorun toplumu eğitmekte. Yaşlı kadın, daha önceden yaşadığı kötü deneyimlerden sonra kendisine bu şkilde bir savunma geliştirmiş. Çocuğa vurmak! O çocuğa vurmanın anlamsızlığını bilemeyecek kadar toplum tarafından dışlanmış, toplum tarafından uyarılmış o yaşlı kadın. Mahalle baskısı bu olsa gerek. Yarı cahil mahalle baskısı.
Mahir Efe'ye de sordum, ben birey olarak ne yapabilirim? Gönüllü kuruluşların içerisinde yer almak istemiyorum, amaçları beni tatmin etmiyor yada güven vermeyen bi tarafları var. Ben Aslı olarak ne yapabilirim? Bireysel olarak tek başına, nasıl yardım edebilirim? Mahir Efe bir kaç öneri sundu, umarım denemelerim sonuçsuz kalmaz.
Sizce ne yapabilirim? Siz neler yaptınız?
http://momoyinemomo.blogspot.com/2009/02...-kzdm.html